özlemek
how you light up my life?
Come and lay down beside me,
come and thrill me tonight.
Do you wanna?
I'm not saying i love you
I won't say i'll be true.
There's a crimson bird flying
when i go down on you.
I'm so weary and lonesome
and it's cold in the night.
When the path to your doorway
is a pathway of light.
Do you wanna come walk with me?
Do you wanna come walk with me?
If you do baby say it now
though we'll both wonder anyhow.
Do you wanna come walk with me?
Do you wanna come walk with me?
Do you wanna?
Little girl have I told you
you're my guiding north star,
and my love travels with you
wherever you are?
From the mountains to the valley
leave the light on for me,
From Virginia to Alaska,
From sea to shining sea
Do you wanna come walk with me?
Do you wanna come walk with me?
If you do baby say it now
though we'll both wonder anyhow.
Do you wanna come walk with me?
Do you wanna come walk with me?
Do you wanna?
Özlemek böyle bir şey olsa gerek herhalde... Niye özlemek peki? Bilmiyorum...
gece geç sayıklamaları
* tibet'te olsam, nepal'de olsam, tren olsam ne güzel olurdu.
* ee sevilir ki bu?
* "kalbim ağrıyo sandığım zaman akciğerim ağrıyomuş" sanıyordum, kalbim ağrıyomuş.
* birileri her zaman pörfektten daha pörfektini buluyor.
* çünkü onlar hissedebiliyor, sevebiliyor
* hakediyorlar.
* ölmek istemiyorum.
* ağrılarım var, ağrı kesicilerim var, ağrılarım çok.
* çok iyi bir şeyler olacağını sanıyorum.
* duygusuz muyum hayır? duygusuz deyince odun geliyor aklıma. ben sadece kendi ağrılarını görmeyen bir doktorum. iyileştirmeyi severim. iyileşemem.
* üzdüren şarkılar vardır, kötüdür.
* It takes dedication, it takes dedication!
* bi şansı daha hakediyorum. nezamanabaşlarız?
* ölmek istemiyorum, ölmüyorum da zaten.
* tibet'i seviyorum çünkü nepal'i seviyorum çünkü huzur vardır.
* sanırım yıllardır burada oturuyorum, patilerim oynamıyor. avcı gözlerim kıpkırmızı. aa bak tren geçti.
* uyuşturucu ne bilmiyorum
* sigara içmiyorum. olsa da içmesem keşke. ağrı yapar.
* şeyde "sözlük yazarlarının süper güçleri" diye bi başlık gördüm. ben söylesem inanılmayacak şeyler yapıyorum. ama şeylerim var, şahitlerim var.
* aa meraba halüsinasyon
* nisan'dan beridir görmüyorum seni
* and, uh, i still remember in my mind how things used to be, and...uh, you know, i feel very bad.
* yıldızlargüzeldir
* doktor
*
Beni Hastaneye Götürün
BEN = Ne demek, her zaman. Sıkı bir takipçinizim zaten program olarak, işini de başarıyla yaptığını görmek aslında harika olan bir şey.
ben = Sağol, o senin nazikliğinden falan fıstık... Neler yapıyorsun bakalım? Nasıl geçiyor günlerin? Bu "bir şey hissetmeme" olayın geçen yıllardaki ergen hallerindeki gibi, Dexter izleyip ona özenmenden mi kaynaklanır oldu?
BEN = Ah Utku'cum, keşke o günlere dönsem. Ama bu sefer yüzde yüz gerçek olduğunu tahmin ediyorum, çünkü o zamanlar yalan söylediğimi biliyordum açıkçası, sadece nasıl söyleyeyim, rol kesmeyi seviyordum.
ben = Uzun bir süre oyuncu olmak istemenin sebebi de oydu sanırım? (Gülüyor)
BEN= Tabi ki... (Gülüyor) Şaka bir yana, Utku, gerçekten artık hiç bir şey yapasım gelmez oldu. Tabi ki beni içten içe hala heyecanlandıran şeyler, kişiler ve kuruluşlar var, yok değil. Ama gerçekten başa gelen bütün o felaketlere o kadar alışmış ki bu bünye, bir süre sonra tepkisiz ve hissiz kalabiliyor. Daha sonra bu hissizlik, heyecan, nefret, sevgi gibi bir takım duygulara da sıçrıyor ve böyle gülümsemeyi ve devam etmeyi seven bir Hypthekid çıkıyor ortaya. O kazadan aslında sağ kurtulduğumu ama içimdeki o kişini öldüğünü söylerdim hep. Ama asıl ölüm tarihi o zaman değilmiş.
ben = Bu halinden memnun musun? Mutlu musun?
BEN = Mutlu değilim... Ama... Mutsuz da değilim. Bilmiyorum böyle işte. Sadece bir an önce bitsin istediğim zamanlar oluyor, bitmesine kadar da acı çekmemeyi düşünüyorum.
ben = İlginç, peki, ne seni kurtarabilir, ya da kim?
BEN = Müzik, aslında. Belirli bir kişi yok kurtarılmam için. Ki düşününce, bir yere düştüğümü falan da sanmıyorum "kurtulmak" için.
ben = Müziğin hayatında en önemli şey olduğunu biliyoruz. Şu sıralar bu duygusuz adam neler dinler en çok?
BEN = Biraz deney peşindeyim aslında. Bunu hala 20'şer dakikalık şarkılar dinlememden anlıyoruz. Direk bir isim olarak soruyorsan, özellikle bu hafta, en çok "Godspeed You! Black Emperor", "The Mars Volta", "Rishloo", ve tabi her zamanki gibi "Nick Cave and the Bad Seeds" dinliyorum.
ben = Peki bakalım. E senin en çok bildiğin konuya geçelim o zaman Hyp ve bu ilk röportaja güzel ve uzun bi son hazırlayalım, ne dersin?
BEN = İşini yapmakta özgürsün (Gülüyor).
ben = Konu geçmişin… Geçmişte yaptıklarından, söylediklerinden, sevdiklerinden pişman mısın?
BEN = Hmm. Gerçekten uzun sürecek güzel bir son, biliyordum işini böyle yapacağını (Gülüyor)… Bakalım. Pişman olduğum çok şey var aslında. Aklımın engel olabileceği ama buna rağmen durduramadığım hatalar yüzünden ölesiye pişmanım. Ama kimi şeyleri yüzde yüz duygularım yönetir, sevmek gibi, işte onlardan pişman değilim. Şimdi bir kalbim olsaydı hala da severdim.
Belki de böylesi, çektirdiklerim için daha iyi olacak. Bir şey hissetmemem, ortadan kaybolmam falan, anlatabiliyor muyum? Çünkü ben ortalarda olmazsam, beni iyi biri, beni harika olan, beni eksiklikleri tamamlayan, beni ruh eşi olarak gören kişiler, benden daha iyileri olduğuna tanık olacak. Biliyorum belki olmuşlardır bile. Belki benim iyi olduğum konuların yanı sıra, berbat olduğum, daha doğrusu işleri b*k ettiğim alanlarımda da iyi olacaklar. Böylece mükemmel biri çıkacak ortaya. Ben de hayranlıkla izlemeye devam edeceğim.
Eğer öyle sonlara ulaşanlar varsa, onlara sık sık “No Distance Left To Run” şarkısını söylediğimi hatırlatırım. Çünkü mutlu sona ulaşacaklarını biliyordum. Çünkü kendimden başka herkesi iyileştireceğimi biliyordum. Ve onlar ki, bana –sağ olsunlar- çok iyi biri diyenler, gerçek ruh eşleriyle karşılaşmamış olsalar bile, eninde sonunda bir gün benim yapamayacağımı yapıp, onunla her zaman beraber olacaklar. Amen…
ben = Aslında hala biraz sallantıda bu olay, sen ne yapmayı düşünüyorsun peki bunlar karşısında? Bir cevabın, bir karşı-atağın olacaktır herhalde, değil mi?
BEN = Kesinlikle hayır, tanıştığım kimse kötü bir şeyler yaşamayı haketmiyor. Ben sadece, hiç bir şey yapmamaya devam ederim. İçimden geldiği gibi yani… Hiç bir çaba olmaksızın. Sadece hayatta kalmaya çalışacağım. Kimsenin ne kazandığı, ne kaybettiği benim yaşamımı etkilememeli belki. Ben herkesten güçlü biri değilim, herkesten akıllı biri değilim, herkesle uyumlu biri değilim, insanları da pek sevmem, kimseyi tamamlayacak kadar bile düzgün zevklerim yok. Bilmiyorum… Yalnız başıma düğünlere katılmaya devam ederim… İçimde hissettirilen o güzellikleri içimde saklayarak.
ben = Ölü gibi…
BEN = Öldüm gibi...
Park Yapılmaz
Yaklaşık 1 ay oldu bu hiç bi şey hissetmeme hallerinden. Etrafımdaki tek insan yine benim, kendini hiç sevmeyen biri için ne ironi di mi?
Yıllardır artisliğine derdim "ehe mehe ben hiç bişey hissetmiyorum ya, ne kadar karizmatikim di mi?" diye. Cezamı gördüm sonunda. Odada oturup 20-25 dakika boş boş bakabiliyorum ve bi şekilde geçiyo o zaman...
Eskiden düşününce zevk aldığım o anlar, acı veriyo artık bana. Acı? Hissettiğim tek şey...
Ha bi de, ağrılarım var. Damn these pills!
Bi dee, uyku problemi çekiyorum kimi zaman, haftasonu düzeltmeye çalışırım.
Bi bu blog kaldı elimde, takdir edersiniz ki böyle mal gibi olduğum anlarda içimi bi tek buraya dökebilirim. O yüzden böyle yazıları okumadan transit geçebilirsiniz, pek gurur duymuyorum bu yazılarda. Sadece dediğim gibi içimi dökmek için...
Yaşıyorum sonuçta, hiç de ölmeyeceğim...
İyi bir şeyler olursa geri döneceğim, özleyin beni...

Arkada da bu çalsın =
Eğer Bi Kalbim Olsaydı
Gece boyunca önce Beşiktaş'ın maçını seyrettim, skoru bildim. Pek büyülenmedim skoru bildiğime. Böyle şeyleri çoğu zaman yaparım. Salak oyun sitesinin tekinde pin-pon oynadım. Eski Eurovision'lara, özellikle Sebastian Tellier'e baktım. Sonra Prodigy konserleri falan izledim ki o adamları konserde görmek gerek. Manyaklar... Sonra Elitsa Todorova'dır, efendim Bat For Lashes'tır, Ceylan Ertem'dir gayet güzel şeyler dinledim. Konserve barbunyayla beslendim.
Sonra bi şeylerin ters gitmeye başladığını anladım...
Saçlarım uzuyordu, sakallarım tekrar o düzensiz şeklini almaya doğru yola çıkıyordu, bi kaç gündür tanıdık kimseyle doğru düzgün konuşmadığımı farkettim, başımdaki ağrılar ikinci haftasını tamamlıyodu nerdeyse. Ve ağrı kesiciler... Belki de onlar da böyle yapıyo olabilirdi beni. Aynaya baktığımda bi ışık görememeye başladım. Sanki o korku filmlerindeki komple siyah gözlü elemanlara dönüşecektim. Yaklaşık 30-35 saattir ağzımdan tek bir hece çıkmadı. Bakkal dahil kimseye bi şey söylemediğimi şu saatlerde farkettim. İçimden de "Ulan ne kadar memnunum hayatımdan böyle böyle!" diyodum.
Farkettim ki hiç bir şey yapmıyorum.
Hiç bir şey yapamıyorum.
Hiç bir şey!
Sonra alttan alttan Karin'in, o harika, bana göre dünyanın en büyüleyici seslerinden biri girdi...
"this will never end, cause i want more
more give me more
give me more"
Sözler, "çok, çok güzel... çok doğru, evet!" diye tepki verdiğim, bi şarkıydı bu... Gece gece gerçekten derinlerime işliyodu...
Tabi, devamını istediğiniz bi şeyi neden bırakabilirdiniz ki?
"Kalbim olsaydı seni sevebilirdim,
Sesim olsaydı sana şarkılar söyleyebilirdim.
Geceden sonra uyandığımda,
Yarının neler getireceğini göreceğim..."
Bunalımdayım okurgaçlar.
Take Me To The Hospital - 4
Baltam gelecek, kellen gidecek!* Bu "Hard Rain" dediğim bölümde, oyunlar tarihinin en tırsınç karakteri Witch'lerden bir sürü tane bulunur, o yüzden harika dakikalar geçirdim yemin ederim. Benim yerimde kim olsa tırsar mıydı lan yoksa? (Witch'i bilmeyenler için şöyle alalım)
* Takip edeniniz varsa (senden bahsediyorum kuzen) görümüştür, Facebook'tur, Twitter'dır sildim bunları. Artık insanları seyretmek, insanlara bakmak, insanları takip etmek hoşuma gitmiyor. Ah insanlar o kadar iki yüzlü, o kadar bencil ve o kadar çıkarcı ki... "Hayat" adı verilen bu sahnede herkes maske takmış! Şaka lan şaka skmişim maskeyi dee, takkeyi dee, zaviyeyi dee... Bundan sonra sadece sanatımla gündeme gelmek istiyorum.
* Şu sıralar o kadar güçlü duygularım var ki, anlatamam okuyucu. Anlatamam deyip anlatmaya çalışan hödüklerden olucam belki ama... Yok lan anlatamam dedik ya...
* Yani demek istediğim odur ki, "Lan şimdi Rukiye'yle karşılaşıcam" deyip karşımda Rukiye'yi buluverir oluyorum.

* Falım sakızından bana çıkan faldır efendim bu. Bundan dişi birinden Falım sakız kabul edenin... E.M.İ.R. bekliyorum seni olm. Açtım bekliyorum... Webcam'i yani...
* Bu arada rehber 'ocam sağolsun (harika biridir kendisi, hayatımda gördüğüm en 'cool' hocadır, ofis duvarlarında Star Wars posterleri, boy boy kitaplar, ufak kasetçalarından çıkan 'Grunge' müzik sesleri, üzerinden eksik etmediği 'Ramones' tişörtüyle hastasıyız efendim - amk ne uzun parantez lan aklım çıktı) üzerimde şu görmüş olduğunuz tişörte "I liked your t-shirt, by the way" dedi... "Thanks" diyemedim, "Aaa eyvallah" diyebildim... Hocam! "Thanks, by the way!"
* Tişörtlerimle de gurur duyuyorum hani. Gerek hediye olarak aldığım, gerek kendime olarak aldığım, gerek ablamın olarak bana alması. (N-Ne?)
* Grooveshark'ı bilirsiniz, ücretsiz, çilesiz, dertsiz güzel kulaklara hitap eden güzel bir müzik sitesidir efendim. Fizy'yi falan sol şeritten sollar. Hele "Radio" diye bir özelliği var, fevkalade. Yani keyfinize göre müzik çalabiliyor. Örneğin Mark Lanegan'dan "Don't Forget Me" koyduysanız, hemen ardından Nick Cave patlatabiliyor. Ancak aklımda kalan şudur ki, Tool'dan Opiate koyduktan sonra hangi hakla Evanescence koyabiliyor? Aklım almadı ki lan.
* Bana "Rishloo" gibi süper bi progressive-rock grubu kazandırdı sağolsun...
* samihazinses'in kitabını aldım. Sen de al...
* E bütün siteleri silmişken, hal böyle olunca insan ne yapacağını şaşırıyor. Ben de interneti tanımamın ilk günlerine dönme kararı aldım. Galiba insanlığımında ilk günlerine döndüm, sabah akşam zottirik sitelerde flash oyun oynuyorum. Banner'lardaki oyunlu şeylere tıklıyorum, sonra reklam çıkınca "aaa tüh be, bu da reklammış!" diyorum. Yarın da "System of a Down" diye bi grup keşfedicem heralde.
* Evet şu arkadaki bağyanla duran askerden bahsediyorum. Aslında bu arkadaş, okulda, sınıfta bi kavga çıkınca oturduğu yerden, "Yeea beyler! Kesin saçmalamayı, oturun lan oturduğunuz yere!" deyip kavgayı bitiren tiplerdendir. Ayrıca o kızın o askeriyede, o jetin yanında ne işi vardır? Yıllardır Erkin Koray'ın istediği şey gerçek mi olmuştur? Bi adam akıllı insan şu kavgayı ayırmaz mı? Bu yaptığınız insanlığa sığar mı İsmail, sığar mı Burak, sığar mı Atalay? (Ayrıca Guile vs Guile nasıl bi fantezidir lan?)
* Bana göre twitter, Hürriyet'in Kelebek ekinin herhangi bi sayfasında kutucuk halinde "Ünlülerin Twit'leri :) " şeklinde bi yazı görmemle çoktan bitmişti. Özür dilerim @cbabdullahgul...
So i herd you liek Mudkips?
Akşam akşam ayı gibi oturup bunu dinliyorum. Sen de yap, hiç acımayacak...
Dedi ki... - 2

"Can I say something that I think is bullshit? This whole fucking 'solo outdates the whole thing'… that's so bullshit, you know? If you don't put a guitar solo on one of these songs, that dates it to this period, and that's cemented to a trend that's happening in music right now. I think that's stupid and I think that's totally trendy."
İşte olay yaratacak görüntüler...



